Vur Çekirge

Kocaman bir çekirge kanatlarını saniyede yüz küsür defa vurmaya çalışırken olduğu yerde çırpınıyordu. Sanki kanatlarının altında varlığı ve yokluğu sorgulanabilir olan hava bir izin verse o şiddetli kanat hareketleri ile çekirge uçup gidecek, kurtulacaktı bu cam esaretten. Vücudunun, kanatları hariç kımıldamadan bekleyen gövdesine karşın, hızla çarpan kanatlar, çaresizlik duygusunun ve güç ile zayıflığının adeta vücut bulmuş bir görsel tanımını yapıyordu. Bu görüntü bir sanatçı tarafından esere dönüştürülmek istense, bunu belki bir şair belki de bir balerin anlatabilirdi en iyi. Ama bir fotoğrafçı ya da bir ressamın anlatamayacağı kadar hareketli ve duygu yüklüydü burada yaşanan tek düze gösteri.  

 

Cam, kumların yüksek ısıda erimesi ya da kaynaması ile oluşan bir malzeme olmaktan çok daha sofistike bir yapıdır. Paslanmaz, su geçirmez ve saydamdır. Cam bir nevi “zaman” gibidir. Baktığınızda görmeniz için bir sebep yoktur eğer kirli değilse ya da üzerine bir ışık yansıması yok ise. Kırılgandır, zamanın beynimizdeki kırılganlığı kadar. Paslanmaz, eskimez, küflenmez. Zaman, hep yeni ve tazedir. Fakat zaman öyle bir saydamdır ki, bize her gerçeği gösterir. Zamanın içinde görünmeyen bir gerçek henüz var olmayan bir gerçektir. Yani henüz zamanın kapsamı içine girmemiştir lakin onun da “zamanı gelecektir”. “Cam esaret içinde yaşayan bir çekirge nasıl olur?” diyenler, sizlere hayatlarınıza bir kez daha göz atmanızı öneririm. 

 

Öyle telaşla ve öyle olduğunuz yerde kanatlarınızı çırptığınız ve kimsenin sizi görmediğini düşündüğünüz bir ya da birden fazla anıyı düşünün. Bu anlarda sizce sizi sizden başkası görmedi mi? Eğer görmedi ise, siz zamanın içinde geri baktığınızda bu anları kendiniz görmediniz mi? Cevabı evet ise, bu beni mutlu etmez. Mutsuz da etmez. Bu beni ancak camdan esaret içinde yaşadığını kabul etmek zorunda kalan diğer bir insan yapar. Neticede hepimiz birer yıldız tozuyuz. Birimiz bir cam esaret içinde yaşıyor ise, diğerimizin de varoluş sınırları benzer bir alanda çizildiğinden ötürü, ancak ve en iyi ihtimalle, benzer bir cam esaret içinde yaşıyordur. Burada böbürlenip ötekileştirecek ya da narsizme kapılacak bir durum yok. Sakince zamanımızı bekleyeceğiz. Unutmayın, her şeyin bir zamanı var. Güneşin patlamasının ya da sönmesinin bile. Biz ancak bu kısa ya da uzun her neyse zaman ya da camdan esaret içinde bir yolculuk ya da bir bekleyişteyiz. Neresinde olmak istediğimizi biz seçiyoruz ancak seçmek için gerekli tüm koşullanmaları da bizden öncekiler bilinçli ya da bilinçsiz şekilde seçmediler mi?

 

Çekirge bunun henüz farkında değildi. Bu yüzden olsa gerek, heyecanla ve telaşla, belki de nafile bir panik ile kuvvetle ve hızla vurduğu kanatlarının onu bir yere taşıyamayacağını, bu ağır gövdenin ağır yükünü çekemeyeceğini bilemediği gibi zamanın görünmeyen sınırları içindeki bu çırpınışın da nafile olduğunu bilmiyordu. Aslında önemli olan kanatlar değil, havanın kaldırma kuvveti olduğunu bilmek için herkesin belli bir seviye fizik okumasına gerek olabilir fakat buna gerek yok. Ben size bir celsede konuyu özetleyeceğim. Hava, içinde bulunduğu cisimlere bir kuvvet uygulayarak onları yukarıya doğru iter. Bu itme kuvvetine havanın kaldırma kuvveti denir. Fakat, cisim bu kuvvetten ağır ise cisim yükselmez ya da aşağı düşerken, bu kuvvete eşit ise askıda kalır. Ben bazen askıda kalmayı isterim. Havanın kaldırma kuvveti ile eşit olmak bana doğanın mükemmel uyumunu yakalamak gibi gelir. Bu hava ile aramızda bir ilişki ise, mükemmel bir ilişki olmaz mı? 

 

Her neyse, zavallı çekirge halen olduğu yerde kanatlarını çırpmaya devam ediyor. Dürüst olmak gerekirse, ürkütücü ve tehlikeli görünen bu dev çekirge, kendisine uzun uzun bakmamı sağladı. Neticede, ne hava ile, ne mükemmel denge ile ne de kendi kuvveti ile ilgileniyor. Şu an tek derdi, sıkışıp kaldığı bu ruh halinden kurtulmak. Bu yüzden vuruyor kanatlarını şiddetle ve hızla. Vur çekirge.

S.

———————————————————-/

“dol karabakır dol, dol, ağzına kadar dol. Fazla dolma taşarsın, başına da işler açarsın.” 

 

Sevmek
Güzel meslek
Ama zor
Can dayanıyor
Dayanmasına
Ama yürek
Gitti gidecek

 

B. Rahmi Eyüboğlu


Yorumlar

Yorum bırakın