Son mektubunuz henüz elime ulaşmadı. Yaptığım hesaplara göre eğer geçen hafta benim gönderdiğim mektubu pazartesi günü almış iseniz dün sizin mektubunuz bana ulaşmış olmalıydı. Öncelikle umarım sağlığınızda bir sorun yoktur ya da başınıza farklı bir musibet uğramamıştır. Eğer siz ve sizinle ilgili her şey yolunda ise yine umarım ki postacının da başına bir şey gelmemiştir. Bu ihtimalleri düşünürsek sanırım mektubunuzu almak için birkaç gün daha beklemek konusunda şikayet etmemem gerekir. İşin doğrusu içimde bir huzursuzluk var ve bir gün bile mektubunuzun geç gelmesi beni üzüyor ama bu böyle diye bunu size söyleyip sizin de canınızı sıkmak istemezdim. Biraz bencillik ediyorum biliyorum ama işte insan bazen bencilliğini saklayamıyor bayan Milena. İşin aslı aramızdaki yirmi yaşı düşündüğümde sizin mektuplarınız olmadan geçen yılları düşündüğümde neden şimdi gözüm sürekli kapıda bu mektupları bekliyorum ve neden bu kasvetli yazıları yazıp duruyorum ya da efkarlanıp ve düşünüp ve düşünüp başımın ağırlığı altında ezilen ruhumla uykuya dalamaz hale geliyorum bunları bilmiyorum. Bilmek insana ızdırap verir sevgili bayan Milena. Siz de öyle düşünmüyor musunuz? Lütfen bir sonraki mektubunuzda bana hakikatler hakkındaki düşüncelerinizi anlatın. Hakikatler hakkında insanoğlu çok laf etmiştir ama ettikleri lafların arkasında gerçekten safça ve iyi niyetle uzanan duygular mı vardır yoksa onlar da bencilce istekleri ile insanlardan duymak istedikleri hakikatleri alabilmek için bir sürü laf mı türetmiştir? İnsan hakikatlere tüm saflığı ve gerçekliği ile katlanabilir mi yoksa biraz da bazı hakikatleri duymak istemez mi? Benim tek istediğim sizden bir şeyler duymak, hakikatlerle ilgilenmiyorum. Sizi duymak, sizden birkaç düşünce kırıntısının kilometrelerce yolu yabancı bir elden ve at arabasından yabancı bir çantanın içinde bana kadar ulaşmasını bile kabul edebiliyorum.
Sizi bu sıkıntılı ruh hali ile daha fazla sıkmak istemiyorum. Aslında sizi düşünüyorum sevgili bayan Milena. Sizin ne kadar güçlü olduğunuzu düşünüyorum. Söylemimi mazur görün ve beni cinsiyetçi algılamayın lütfen, çünkü öyle olursa beni yanlış yargılamış olursunuz. Ama siz çok güçlü bir kadınsınız bayan Milena. Sadece bunu henüz yeteri kadar bilmiyorsunuz. Bir yengecin kendisini sert kayalara çarparak kabuğunu kırması gibi acı çekiyorsunuz bunu görebiliyorum. Ama bu acıyı kabul ederken bir yandan da bu acıyla barışıyorsunuz. Siz çok güçlüsünüz sevgili bayan Milena. Ve ben sizin bu yanınızı yeni görüyorum. Sizi hayal ediyorum, gözlerinizde, mavi gözlerinizde bir hüzünlü bakış hayal ediyorum. Ama bu hüzün öyle kolay görülmeyen, derinlerde gömülü, bir umuda sarılı bir hüzün. Güzel bir hüzün bu. Bu kadar hüznü olmayan, o hüzne sarılamayan bir göz hayatta bir şey görmemiş ya da göremeyecektir. Bu hayatı gerçek yapıyor, bayan Milena. Gerçekleri görmek cesaret ister, siz görüp ona rağmen onları kucaklayarak var oluyorsunuz, sizi işte böyle hayal ediyorum. Yanılıyorsam beni düzeltmekten çekinmezsiniz onu da biliyorum ama ben sizi böyle hayal ediyorum.
Sizinle bu mektuplaşmalarımızdan çok memnunum, bugün yaşlı bir adam olmak üzereyken, henüz yaşlı değilim ama içimde bir şeyler yaşlanmış ya da sizin deyiminizle yaş almış olabilir sevgili bayan Milena. Ben şimdi bir yandan çok mutluyum sizinle olan bu münasebetimiz için ancak ya geçmiş? Onun için yas tutmalı mıyım? Bunu bilmiyorum. Tanrıya nankörlük etmek istemem çünkü. Bugünden minnet duymak isterim. Ama sonra bir an sizi düşünüyorum, üniversite yıllarındaydınız, saçlarınızı arkadan toplamış, küpelerinizi takmış ve size çok yakışan boğazlı kazağınızı giyip derse gitmiştiniz. O gün kokunuz nasıldı? Ya da o gün günlerden neydi ve ben neredeydim bunları bilmiyorum. Gerçi o yıllarda pek de bir hareket alanım yoktu, nerde olduğumu tahmin edebiliyorum ama ne yapıyordum acaba orasını bilmiyorum. Konu nereden bana geldi değil mi? Aslında konu hep bizimle ilgili değil mi? Sizi merak eden özne ben olduğuma göre, duyduğum tüm duyguların kaynağı da ben olduğuma göre kendimin nerede olduğumu merak etmemi mazur görün lütfen. Ama işin doğrusu ben en çok sizi merak ediyorum, sabah kalktığımda, öğlen yemek yerken, akşam uyumadan önce, ya da bazen güzel bir yaz günü bitecekken. Lütfen mektuplarınızı zamanında gönderin sevgili bayan Milena. Bu talebimi de çok görmeyin çünkü elimde sadece onlar var. Ve mektubunuzun biri bile gecikse benim için hayat bıçakla kesilemez bir halde kaskatı hal alıyor. Sizin mektuplarınız bana ulaştığında soğuk bir dağ yamacında karlı bir kış günü donmak üzereyken bir ateş yanıyor, bir paltom oluyor. Bunları bana çok görmeyin.
Senin O
Yorum bırakın