İki kişinin hikayesi

Felsefe deyince hepimizin aklına ilk olarak Sokrates gelebilir, fakat kaç kişi Sokrat’ın ölümünden önceki son dileğini bilir? Pardon, son söyleyeceğimi başta söyledim gibi oldu. Fakat, bunu filmin sonunu önden söylemek için değil de daha çok birazdan okuyacaklarınızı anlamlandırabilmek için kullanmanız gereken bir anahtar olarak buraya bırakmak istedim.

Sokrates, ölümünden hemen önce Asklepios’a olan horoz borcunun ödenmesini ister. Baldıran zehrini içerek idam ya da intihar fark etmez, hayatına son veren Sokrates’sin son sözlerinin de aslında pek bir önemi yok, önemli olan benliğini o denli kenara iterek horoz borcunu öne sürmesidir. Burada öğrencilerine bıraktığı soru cevaplanmamış bir sorudur.

Hayat bir yolculuk, neden geldiğimizi bilmesek de bir kısmımız bu süreci bilinçli geçirip belli cevapları arar. Peki kaç kişi yolun sonunda horoz borcunun ödenmesini ister? Bu alelade isteği geride bırakırken ne denli büyük bir soru ve düşünceyi geride bıraktığını elbet biliyordu usta. Bu soruyu bırakıp düşünecekleri düşündürmek içinse feda ettiği kendi hayatıydı. Hoş, zorunlu olarak elinizden alınan hayata feda denebilir mi tartışabiliriz, fakat ana konu bu değil. Konu şu ki, her türlü elinizden alınacak olan bir hayatın son anlarında bir sözünüz olsa bunu ne için kullanırdınız? Bu perspektiften bakarsak hala bunun büyük bir feda olduğunu söyleyebiliriz değil mi?

Feda konusunda kendimi ikna ettiğim gibi sizi de ikna ettiysem okumaya devam edelim. İkna olmayanları buradan uğurlayalım.

Bana bu yazıyı yazdıran dürtü nedir peki? Nereden çıktı Sokrates? 

Okuyanlar bilir, insanoğlu üzerine düşünüyorum bazen. Hak ettikleri kadar, öyle çok değil. İnsanoğlu birçok konuda yarışa girmeyi sever, bu yarışlar sidik yarışı ile satranç arasında geniş bir entellektüel yelpazede değişebilir. Ben bu yelpazenin akılcı tarafı olarak görülen satranç kısmına odaklanacağım. 

Satrançta feda dediğimizde aklımızda at, fil, kale ya da en iyi ihtimalle vezir gelir. Doğru mu? Peki Şah?

İki insan birbirini sevebilir, iyi arkadaş olabilir ya da iki sevgili. Sonuçta uyum çatışmadan değil tamamlanmadan gelir diyebilir miyiz bilmem fakat büyük kısmın bir mücadele içine girdiğini söylesek yanılmayız sanırım. Bu mücadelenin de en olumlu yanına bakarsak iki zeki insanın ilişkilerinde uzun bir satranç oyunu oynandığını varsayarsak bu ilişkinin hem kaliteli hem de gereksiz derecede birinin kaybettiği daha doğrusu oyunun sonunda ikisinin de kaybettiği bir ilişkiye döndüğünü görmek çok da zor olmasa gerek. 

Fakat şu an önemli olan bu değil, çünkü bu yazı yazıldığına göre birileri satranç oynamaya çoktan başlamış demektir. Bu da başlayan işin bitmiş işin yarısı olduğu söyleminden yola çıkarak olası talihsiz bir son hakkında yazılan bir yazı olduğunu anlatabilir. Yine de, enseyi karartmayın çünkü amaç bu değil. Olay bundan da büyük.

Bu hikaye iki kişi arasında bir hikaye. Bu iki kişi herhangi bir iki kişi olabileceği gibi hiçbir iki kişi de olabilir. Ben daha çok hiçbir iki kişi üzerine yoğunlaşacağım yoksa alınganlıklar darılmalar, böbürlenmeler ve birçok insanoğluna yaraşır hatalar oluşabilir.

Bu hikayede sevenler sevdiğine kavuşmadığı gibi, sevmeyi de unutmuşlardır. Mühim olanın sevmek olduğunu unutup satranç yarışına düşüverince, oyun bazen altmış dört karenin dışına taşmıştır. 

Madem ki mühim olanın yerini mühim olmayan almıştır, o zaman şimdi size satranç ile ilgili çarpıcı bir teori sunmaya vakit gelmiştir. Eğer ki at, fil ya da kalenizi feda ederek elde edeceğiniz bir Şah Mat size bir zafer hissettiriyor ise, bu durumda Şah’ınızı feda ederek elde edeceğiniz Şah Mat size ne ifade eder? 

Anlamsız bulanlar için, madem buraya kadar okudunuz, bu ek açıklama sizler için. En büyük sevgi baldıran zehrini içerek elde ettiğimiz sevgi olsa, yaşayamayacak da olsak, en unutulmaz feda ve en unutulmaz sevgi bu değil midir?

Sahi ne dilerdiniz o son anınızda?


Yorumlar

Yorum bırakın