İnsanoğlu

“İnsan karmaşık bir varlık.” dedi Fatma. Tam olarak böyle bir ifade kurmamış olabilir. Önemli olan benim aklımda yarattığı iz düşüm değil mi? Ben de işte o iz düşümü sizinle paylaştım.  

Hayalleri var insanoğlunun. Hayal kurmak ki bizi birçok canlıdan ayıran yegane özellik. Bunu biliyoruz dedim içimden. Yoksa sesli mi söyledim? Her neyse, öyleyse de sakıncalı bir şey demedim ya. Zaten bir şeyin sakıncalı olduğunu bilsem sesli söylerim duramam.  

Saflık yasası diye bir yasa varsa bu kimler için ya da neler için geçerlidir? Kim onaylar mesela bir şeyin saflık yasasına uygunluğunu? Bu bir bira ise Alman saflık yasasına uygunluğunu bir ticari Alman kuruluşu onaylayabilir illaki. Peki ya insanın saflığını kim onaylayabilir.  

“Ben onaylarım.” der gibiydi hallerin Fatma. 

Lupelyanlar insanın en saf haline ulaşması gerektiğini ve daha da ötesi, insanın saflığının aynı zamanda onun kalkanı olması gerektiğine inanırdı değil mi? Peki insan neden oluşur? İnsan neden oluşur ki onun saflığını ölçelim. İnsan karmaşık bir yapı mı yoksa saflığı ölçülebilecek tekdüzelikte bir varlık mı? İnsanın yapı taşının saflığını mı onaylamak gerekir? Şimdi bu soruları sormaya başladım ya, sorarım da sorarım, inanın bana sabah kadar uzatabilirim. Ama uzatmayacağım. Şu an ortamda gürültülü bir şekilde en sevdiğim Yunan ezgileri çalıyor, bir grup Türk ve yabancı genç eğleniyor. Büyük ada dönüşünde gözüme takılan Burgaz Ada tabelası ile ani bir kararla Burgaz Ada’da aldım soluğu. Bu yazıyı yazarken bir yandan da onları izliyorum. İnsanın ne kadar da karmaşık ama ne kadar da sıradan olduğunu, yıllar ve dönemler değişse de bazı dürtülerin hiç değişmediğini öyle güzel gözler önüne seriyorlar ki, bu yazıyı yazarken sıradanlığımız içinde -sıradanlığım içinde- kaybolma eğilimine girdim.  

Son dönemde insanın insanı idealize etmesi gibi bir gerçek ile hayatlar hayatlara çarpıp çarpıp kendi yolunu bulmaya çalışıyor değil mi? İdeaize etmenin bunca konuşulduğu ya da farkında olunduğu fakat yine de bunca hayatımızın parçası olduğu bir dönem var mıydı? Bunu bilemeyiz. Fakat idealize etmek için yapmak gereken şey karşımızdaki kişileri belli bir kalıba sokarak onları bir başarı abidesi, bir güzellik abidesi gibi dar tanımlarla çerçevelemek ve duvara asmak değil mi? Peki insan karmaşık bir yapı ise bu idealize etmek de neyin nesi? Madem böyle yapacağız basitleştirdiğimiz bu yapı neden bu kadar ilgi çekici olsun ki? Şimdi bir dizi yeni soru serisi daha başlatabilirim. Ama başlatmamayı tercih ederim. 

Gelin biz konunun özüne dönelim. Saflık. Nedir bu saflık. Yenilir mi içilir mi? İyi midir kötü mü? Bir de saf olması için indirgediğimiz tekdüzelikte diyelim ki elde ettik sıkılıp karmaşayı mı ararız? Hay allah, yine başladı sorular. Çıktım. 

Size sosyal medyanın anlık paylaşımı tadını vermeyecek ama hissederseniz farklı bir tad verecek gerçek zamanlı bir paylaşım yapacağım. “Sakın çıkma patika yollara, o dağlara, kırlara, o karlı ovaya. Yenik düşüyor her şey zamana, biz büyüdük ve kirlendi dünya.”  

İnsan ölümlü bir varlık değil mi? Öyle mi Fatma? Fatma ile birkaç Latince söz üzerine kısacık konuştuk.  

  • “Ephemera ne demek?” 
  • “Ephemera ölümlü demek Fatma.”  

“Peki biz ölecek miyiz?” diye sorsa fiziksel olarak mı yoksa düşünsel olarak mı diye sormak isterdim ama işin aslı onu da bilmiyorum Fatma. Biz ölecek isek de bu sohbetimiz bende farklı bir çağrışım yarattı. Ölüm değil ama çok sevdiğim bir insanın isteği üzerine “ölümsüzlük” çağrışımı yarattı.  

Madem Latince’den başladık gel oradan devam edelim. Hoş yanındayken bu kadar sorularına yanıt vermemiş ve sohbete eşlik etmemiş olabilirim. Bu da benim ayıbımdır.  

“A-mors” latince “ölümün olmayışı” Fatma. Kısaca ölümsüzlük desek de olur. Ben “imdi” bunları sözlü anlatsam ukela olurum, anlatmayınca da “ukela” oluyorum… Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil kıvamında yaşıyoruz bu hayatı… 

Buraya kadar biraz sıkıcı farkındayım, ama neyse işte, geliyorum yine konuya üç günlük dünyada! Şimdi, A-mors dedik en son, “s” yi çıkartır ve aradan da “-“ atarsak… Dur işi hemen kolaylıyorum burası blog, “amor”. Amor, yani sevgi… Yani “ölümlü olmayan”. Nereden geldik şimdi ölümlü olmayana değil mi.. 

İnsan diyorum Fatma, insan sevmez ise var mıdır? İnsan sevmezse ölümlü müdür? Sevgi, yani amor, a-mors (ölümlü olmayan) ise saflık yasasının konusu belli midir? 

Bu konuda üşenmem sabaha kadar yazarım fakat uzun tutmak istemiyorum kimseyi. Büyük kaygılarım var. Olabildiğine hızla geleceğim sadede. Çünkü hayat o kadar uzun değil.

“Acı biberler sür diline dudaklarıma. İşte kuzu-kuzu geldim dilediğince kapandım dizlerine, bu kez gururumu ateşe verdim yaktım da geldim”  

Şimdi, haydi soruyu soralım yârim. “Diyelim ki saf sevgiyi diledin ve buldun, şimdi bu sevgi ile ne yapacaksın? Buruşturup atacak mısın yoksa kendine yeni bir kaçış alanı mı yaratacaksın?”


Yorumlar

Yorum bırakın