- Oğlum sana kaç defa söylüyorum, şu viskiye buz koyma!
- Albayım bugün biraz gerginsiniz sanırım.
- Sana mı soracağım! Gerginliğimin hesabını sana mı vereceğim!
- Yok Albayım da, ben size viski bile vermedim ki. Alt tarafı kahve içiyoruz. Hem siz sade istemiştiniz.
Albayım bugünlerde biraz gergin. Nedenini henüz kendisi de bilmiyor. Ben biliyorum ama, yani anladım gibi. Konunun askeri okul veya subaylık kariyeri ile bir alakası yok, çocukluğundan beri içinde hep bir düzen ve düzensizlik arasında gidip gelen bir mücadele varmış. Annesinin disiplini ile babasının özgür yanı arasında bir yere koymuş kendini. Kıyamamış ikisine de, birinden yana çıksa diğeri üzülecekmiş sanki. O da hem düzenli hem düzensiz olmaya çalışırken bulmuş kendini. Bir gün kapanıp odasını toplamakla geçirirken, diğer bir gün çıkıp dağıtır gelirmiş. Aslında bu çocukluk onu çok iyi bir subay adayı yapmış. Subaylar zaten hepsi sonradan düzen telkin edilmiş kişiler olarak zaten bu arada kalmışlığı iliklerine kadar yaşarlar ama belli edemezler. İşte albayım bu kitlenin en birincisi olmayı zaten doğuştan hak etmiştir.
Fakat, bir hikaye anlatıcısı olarak şunu söylemeliyim ki, Albayım çok iyi bir insandır. Yaşlıdır, gençliğini dağlarda harcamıştır belki, ama kendisi çok müstesna bir insandır. Öyle ki, onunla oturup sadece doğu mistisizmi değil eğer kaliteli bir viski bulur servis ederseniz biraz sonrasında uzay tozları ve füzyon üzerine konuşabilirken kendinizi bir anda babilin asma bahçelerinde ve oradan fuzulinin satırları arasında bulabilirsiniz. Ama bunun için doğru frekansı yakalamanız gerekir.
- Oğlum nereye bakıyorsun boş boş! Kahve de kahve olsa bari.
- Albayım, viskinize biraz buz mu koysam, sanki fazla kaçırdınız. Kahve biteli beri şişenin dibini gördük de..
- Oğuz! Bana atımı getir!
Hayır hayır, Albayım deli ya da bunamış değil. O sadece çok şey yaşamış biri. Ama işin daha kötüsü, o çok şeyi yaşayamamış biri. “İnsanı yaşadıkları değil de yaşayamadıkları delirtir” der durur. Hoş, neyi kastettiğini anladığımı söyleyemem. Ara sıra bir şeyler kekeliyor, yarım yamalak kalimeler cümleler çıkıyor ağzından. Dönüp dönüp çocukluk yıllarına, ortaokul sıralarına vuruyor. “Memlekette” diyor, “çocukluğum” diyor. “Yok” diyor, “olmazdı, biliyorum, çok farklıydık”. Kiminle diyorum Albayım, kiminle farklıydınız? “Çocuk” diyor, “sen ne anlarsın ki?”. Anlarım Albayım, anlarım tabi, yani anlamak istersem, denersem belki anlarım. İnsan zaten anlaşıldığında huzura erer Albayım, sevildiğinde değil. Sizi huzura erdireceğim Albayım, bu gece sizi ben anlayacağım. Anlatın Albayım, bana anlatın.
- Oğlum, sana kaç defa söyledimikıs şu müziğin sesini, kaldırmıyor kafam!
- Albayım radyoyu dün kırdınız ya, o müzik yan daireden geliyor.
- Ne çalıyor?
- End of an Era çalıyor albayım.
- O nasıl şarkı ismi öyle, nerede bizim güzel Türkçemiz!
Albayım Türkçe konusunda da çok hassastır. Bunu söylemeyi atlamış olabilirim. Albayımla tanışma şansına nail olan Türk Edebiyatı Öğretim Görevlileri de kendisinin gazabından nasibini yer yer almıştır. Albayımın eleştirisi acımasız, dili kemiksizdir. Ben öyle değilim. O yüzden böyle durumlarda Albayım benim kulağıma söyler, ben ilgili şahsa uygun bir şekilde durumu aktarırım. Ama bu kulakların duyduğunu o kulaklar duysa ah, ruhları rahat edemez.
- Pikap yok muydu sende?
- Var albayım?
- O zaman tak da bir Boney M. dinleyelim.
Albayımın iki çocuğu var, şimdilerde okyanus aşırı ülkelerdeler, biri ünlü bir ressam diğeri inatçı bir profesör diye duydum. Albayım onları düşünür Boney M. dinler. Ama sorun şu ki, bende o plaktan yok. Bende zaten baba olmak nedir onu bilecek cesaret de yok. Almam plak falan, onun yerine bir 20’lik içerim keyfime bakarım. Bir de komşunun kızı var, onunla sinemaya giderim. Albayım hiçbir komşu kızı ile sinemaya gitmemiştir, ben öyle olduğunu düşünüyorum. Bir keresinde çok fena bir şey yaptığını söyleyip duruyor. İnandım ama hayal edemedim.
- Oğlum, pikapın yoksa sen niye varsın?
- Albayım, Edith Piaff vardı onu çaldım, “tamam o da güzel” dediniz.
- Sen benimle kafa mı buluyorsun? Giderim derhal buradan
- Gidiniz Albayım.
- İyi geceler.
Yorum bırakın