Koltuk, evin sokağa bakan en geniş camının yer aldığı misafir odasında sırtını cam ile duvarın kesiştiği köşeye dayamış, yüzünü de eskitme süslerle boğulmuş konsolun üzerinde iğreti duran yeni model orta boy televizyona doğru dönmüş şekilde yerini kapmıştı. Sanki ”daha siz yokken ben vardım burada” der gibi bir hali vardı. O köşede hiç kıpırdamadan uzun saatler ve günler boyu duruşunu görseniz, büyüdükçe çocuklaşan bir adam gibiydi ruh hali. Bazen bir acıyıp laf atasınız gelir sohbete dahil olsun diye, sonra bakarsınız o hep aynı, vazgeçer dönersiniz kendi halinize. Ara sıra öne arkaya sallanası tutar, huzursuz huzursuz ve tutarsız bir şekilde bir öne bir arakaya sallanır durur. Böyle zamanlarda taşıyamadığı bir yük olduğunu anlarsınız. Vücut dili kendini çok hızlı ele verir. Dedim ya, öyle yaşlı bir çocuk gibidir. Bir yandan sanki somurtur ve kimseye aldırış etmez ama bir gözünün ucu, hele ki siz ona bakmazken, hep sizdedir, ilgi ister. İlgili çok sever. Her yıl aman bakımını, zımparasını cilasını yapacaksınız. Jilet gibi olacak.
Bazen kalkıp gitsem mi diye düşündüğünü, buna yeltendiğini ama o yerinden kalkacak gücü bir türlü bulamadığını hissederdim. Eğer ona hiç ilişmezseniz, bir gözü camdan sokağa dalar bir gözü evin içinde olup biteni izler, aman bana ilişmeyin diye öyle sessizce dururdu. Üzerinde bir baskı hissettiğindeki o ileri geri sallanmaları var ya, hele ki o sene yeterli ilgi ve bakımı görmediyse, bir gıcırtı yapardı ki sormayın. Bazen düşünürdüm, belliydi burada mutsuz olduğu. Beklediği ilgili ve alakayı da bulamıyordu. Herhalde kalkıp gitse küseceğiz, kırılacağız diye düşünüyordu ya da belki hepten cesareti yoktu bilmem, gitmedi öylece mıh gibi çakılı kaldı o köşecikte yıllarca. Kimseler de kıyamadı ne bir şey demeye ne de dışarı zorlamaya. Zaman geçti, biz tembelleşirken, umarsızlaşırken bir yandan da yaşamaya, öğrenmeye, deneyimlemeye devam ederken hayata bakışımız bir dizi değişimden geçti. Kimisi güzel, kimisi sancılı, kimisi olması gerektiği gibi kimisi neden olduğunu bizim de anlayamadığımız değişimler ve deneyimlerdi. Hal böyle olunca koltuk bize ayak uyduramadı. Moda da değişti hem. Odaya antikalarla dolu konsolun üzerinde aldığımız son model televizyon bir yana birçok yeni eşya geldi. Ama bunlar öyle bir anda olmadı, yavaş yavaş oldu. Biz aslında başta pek de anlamadık bunun odamızı neye doğru sürüklediğini. Tabi koltuk da tehlikenin tam olarak farkında değildi, gel zaman git zaman ana oturma takımını değiştirene kadar. İşte o gün farklı bir şey oldu, oda da soğuk rüzgarlar estti. Bir şeyler olacağını hissetmek istedim o gün, garip bir beklenti içindeydim. Koltuk hala sessizce yerinde durmaya devam etti. Odaya her girişimde değişen eşyalar ve onların kendi arasında oluşan yeni uyum ve hisler, koltuğu köşede biraz daha farklılaştırırken artık git gide odanın iğretisi olmaya mahkum olmuştu. Bir gün dayanamadım, koltuğa oturup sokağı izlemeye başladım. Yıllarca burada ne bulduğunu, neden yerinden kıpırdamadığını düşündüm. Benim bu sorularım ona ağır gelmiş olacak ki yine bir ileri bir geri sallanmaya başladı. Bu kez ama öyle sallansam mı sallanmasam mı, sallansam da belli etmesem mi der gibi hafif ve ritimsiz hareketeler yapıyordu. Bu kez pek gıcırtı da yapmadı, halbuki bu sene de pek bir ilgi görmemişti. Sanıyorum artık bu yalnızlaşma, bu ötekileşme ile birlikte o kaprisli yaşlı çocuksuluk yerini korkak bir yaşlıya çevirmişti. Bunu söyleyemiyordu ama ben hissedebiliyordum.
Sokağa bakarken bu duruma düşmek yerine neden yıllarca, değişim göstere göstere gelirken kalkıp gitmediğini düşündüm. Aslında, kendisi için değil, hiç değilse bizim için bunu yapabilirdi. Yıllarca onu gücendirmemek için odadaki eşyaları yavaş yavaş değişirken ona belli etmemek için elimizden geleni yaptık, bu hep bir dert oldu bize neden bizim derdimiz hala bilmesem de. Sanırım zamanla bu durumu kabullenir diye düşündük ve kabullense hepimiz için daha iyi olacak gibiydi ama neyin daha iyisi olacaktı kim için daha iyi olacaktı ve neden onu bilmiyorum. Neticede ne oldu peki… Mutsuz ve korkak bir koltuk ile baş başa kaldık. Şimdi ne olacak diye düşündüm. Sokakta oynayan çocuklar da kalmamıştı artık, hadi önceden onları izlerdi avunurdu, şimdi çocuklar da büyüdü gitti. Karşı apartmanın kapısından bazen ailelerini görmeye ziyarete gelirler, fakat ne zaman gelir, kim gelir, geleni artık tanır mısın be koltuk. Halbuki biraz cesaret ve biraz umudu olsaydı diye düşündüm, belki çok farklı bir hayatı olabilirdi. Balat’ta bildiğim çok iyi bir antikacı var, rum asıllı ama adı Fatih. Ne ilginç bir kültürel tez konusu diye düşünürüm hep, ama çok hoş sohbet bir İstanbullu’dur. Fatih’in dükkanında mesela, birkaç yıl geçirseydi, en fazla birkaç yıl, tam kendisine göre bir oda da özenle seçilmiş bir köşeye, ve hatta bu kez köşe değil odanın en gösterişli yerine en keyifli sohbetlerin ve en güzel anların paylaşıldığı o yere yerleştirilebilirdi. İyice bakımı yapılmış, kumaşı o parlak mor rengini iyice gözler önüne sermiş, bu kez yükten değil, edilen sohbetin keyfinden tatlı tatlı bir öne bir arkaya sallansa, sallanırken gıcırtı değil de bir keyifli bir huzur verse. Olmaz mı, pek ala olabilir.
Diğer ihtimaller de var tabiki, ama yine de denemeye değerdi diye düşündüm. Tabi, benim için söylemesi biraz daha kolay olabilir, yaşanmışlığımız aynı değil, taşıdığımız yükler de aynı değil. Hatta malzememiz de farklı. Ayrıca ben ona göre biraz fazla tüylüyüm, onun kumaşı kadife, ben biraz tüylüyüm ve de maalesef sürekli tüy dökerim. Beni sevmemesinin bir sebebi de bu sanırım, güzelim kadife kumaşına zarar verdiğimi düşünüyor. Bana bunu hiç söylemedi, ama hissedebiliyorum. Ayrıca ben üzerinde otururken ses çıkartmamasını da biraz bana karşı olan bu abartılı kızgınlığına bağlıyorum. Sanki gıcırtı yapmaya bile değmezmişim havası yaratıyor. Bana böyle yaptığında onu neden bu kadar düşündüğümü sorguluyorum, ama yine de kıyamıyorum işte. Hayır, bu kıyamama duygusunu bize yaşatmak zorunda mıydı yıllarca? Ben de ona kızıyorum, vay efendim onun yeri burasıymış da, bu köşe boş kalırmış da, hem bu köşeye zaten modern koltuk takımları olmazmış da, yok efendim sokaktan bakanlar camdan onu gördüğünde evin bir havası oluyormuş da, yeni ve o kaliteli kumaşlardan ve tasarımdan yoksun mobilyalar olursa bakanlar bu ev hakkında ne düşünürmüş de.. Aman sağol koltuk! Eksik olma! Ya da eksik ol! Sanki oracıkta öyle durdun durdun da bize bir faydan oldu! Yük oldun yük! Şimdi de ben gıcırtı yapayım mı? Ah sen yok musun sen, hem kendini hem bizi yordun be yaşlı teke. Otur burada bir başına şimdi, bakalım daha kaç defa gıcırtı yapabileceksin.
Yorum bırakın