Günaydın.
Koğuşun küçücük penceresinden
Bir bahar doğuyordu
Uyanmasam,
İlk önce kalkıp bahçeye koşmasam
Erikler beni affetmezdi.
Günaydın.
Rüyamda sarı saçların mıydı sabah koğuşa dolan
Yoksa bir an, köşebaşından ansızın çıkan
En sevdiğim şakacı arkadaşımca
Yurdumuzda pek de bulunmayan o beklenmedik
Köşe başındaki gizli neşe
Sen miydin beni, yanaklarımı bir sabahın Mutlu bir Orhan sabahının
Bir yerinde yakalayıp
Ranzanın alt katında uyuduğum gerçeğini bile
Unutturup, merakla uyandıran
Günaydın.
Beni bak. Beni bak.
Ben demedim kimseye günaydın diye
Birbölüüçasır
Tamı tamına hem de.
Bunca mutlu, bunca ben demedim
Diye.
Günaydın.
Günün Aydın, Günüm Aydın
Ben sadece Günaydın diye
O koğuşa dönmeliyim
Günaydın.
Şimdi sırrı çözüldü o sabahların
Tamonbirkişilik koğuşta Sene 2002.
Ben bir Nisan kuşu
Neden öyle vakitsiz
Sessiz uyandırdım her sabah
Gözüme güneş kaçtığında
Günaydın.
Ben meğer, sana bir sabah
Sabah vakti, güneş senin kadar aydın değilken
Sana dair bir şeyleri
Sana söyleyebilmenin
En kolay yolu diye
Kestirmeden, bizim fakir yokuşundan aşağı salıp
Kendimi hiç dert de etmeden
Ki dert ederim çok şeyi -seni, sensizliği, senle olmayı, senle doğmayı-
Bir kelime ile sana
Kimsenin bilmediği bir dilde
İlan-ı aşk değil; aşk ile ilham dolu bir haykırışı
Sessizce oynatmışım
Tüm dillerin sahnelerinde
dönüp bir sabah
O yetimlerin savaş sonunda üzeri yırtık ve zayıf
Zayıf, ama savaşmış ve gururlu; masum yüzleri gibi
Sana bir Orhan sabahı ile“Günaydın” diyerek Ne çok şey söyledim de şimdi
Bir kelimeyle sana ben
Neler demişim. Ah beni.
Sana her sabah.
Günaydın.
Yorum bırakın