DÜNYA’NIN SONUNDA BİR ÇOCUK

VİCENTE

8 yaşında bir oğlandı Vicente, Sagres vilayetinin Verde kasabasında yaşıyor ve her gün balıkçı dedesi ile Atlantik Okyanusu’nda ufak tekneleri ile açılıp balık tutuyor ve her gün sonunda güneşi söndürüp geliyordu. Güneş çok çok uzaklardan batarken etrafında ışığının vurduğu hiçbirşey görünmüyordu. Vicente, her akşam elleri yaşlı balıkçı elleri, gözleri bir ejderhanın gözü gibi hüzünlü dedesi ile karaya doğru sürerken tekneyi, gözü hep arkasında batan güneşi izliyordu. İçinde bir merak, içinde bir korku ve içinde bir telaş ile. Güneş tam olarak batmadan dönmek gerek karaya diye hızlı hızlı gitmek isterken bir yandan da içindeki heyecan artıyordu, uzaklaştığı ufuk merak ve midesinden yukarı yükselen tatlı heyecanı kışkırtıyordu. Karaya vardıklarında yüksek falezlerin ortasındaki bir yokuş patikadan yavaş yavaş çıkıyor evlerine giderken dedesi ve Vicente’den başka kimselerin olmadığından emin olduğu sonsuzluğa açılabilmek için güneşin yeniden doğmasını beklemeye başlıyordu.

Dünya bir tepsiydi, Sagres ise tepsinin sonu. Buradan açılan balıkçı tekneleri burnun ucundaki feneri göremeyecekleri kadar uzağa gitmezlerdi hiç. Ancak bazı büyük gemiler karadan hiç ayrılmadan paralel giderek komşu topraklara varıp ticaret yapmaya çalışırlardı. Karadan uzaklaşanların ise hiç geri gelmedikleri olurdu. Nereye giderlerdi? Okyanusun sonunda gözleri kocaman, derisi allı pullu parlak, sesi ise bir bir borazanın su altından üflemesi gibi olan bir canavar olduğunu hayal ederdi. Tepsinin sonunda ise sular aşağı aşağı aşağı dökülürdü. Gemiler ya tepsiden aşağı akan sularla birlikte sonsuz boşluğa dökülüp kayboluyorlar ya da bu allı pullu canavar onları yiyordu.

Portekiz’in en güney batısındaki ucu olan Cabo de Sao Vicente burnundan yani eski Romanlılar’ın söylemi ile Dünya’nın Sonunda dönerken Vicente diye bir çocuğu hayal ettim. Acaba dünyanın sonunda doğan ve büyüyen bir çocuk olmak nasıl olurdu. Aslında dünyanın sonunda neden bir çocuk dünyaya gelirdi? Evler neden vardı? Kim kocaman bir tepsinin sonunda yaşamak isterdi ki?

DİMİTRİ

Ege’de ufak bir adada yaşayan Dimitri 8 yaşlarında esmer ve atletik bir çocuktu. Dedesi ile her gün balık tutmaya çıkar hava kararınca da dönerdi. Dedesi elleri yaşlı bir balıkçının ellerine sahip, gözleri ise hüzünlü ve korkaktı. Ege’de birçok ada vardı ve birçok kral savaşırdı. Birbirleri ile bazen birleşirler bazen ayrışırlar ama hep savaşırlardı. Dimitri’nin evi adanın en tepesinde yamaçta kurulan bir yunan köyündeydi. Her gün tuttukları balıkları bu yamaca taşırlar, yalçın tepeliklerden tüm ege denizini görürlerdi. Köyün tepesindeki çan çaldığında ise hepsi bilirdi ki bir ya da düzine gemi geliyordu <artık bu ada bizim> demek için. Ege’de tanrılar ve tanrıçalar vardı huzuru sağlayan ya da savaşı getiren, Ege’de çok ada vardı ve ne yöne gitseler hangi kralın adasına çıkacaklarını bilirlerdi. Gemilerin bayrakları ise düşman mı dost mu olduğunu anlamanız için yardımcı olurdur. Dimitri hep adasında korunaklı yerler bulmaya çalıştı. Eğer bir gün saldırıya uğrarsalar nereye saklanacağını bulmuştu. Kimsenin de adasında gözü yoktu

Onu yaşlı dedesi ile rahat bıraksınlar yeterdi.

VİCENTE

Vicente, bir gün hastalandığında dedesi denize yalnız açıldı. Onu göz ufkunda tuttuğundan emin olmak isteyen Vicente burundaki fenere gitti ve halsiz halsiz akşama kadar uzaktan dedesini gözledi. Gözlerken ilk defa uzun uzun Son’dan sonsuzluğa bakma şansı buldu. İçindeki merak daha da çoğaldı, merak çoğaldıkça korku da çoğaldı. Buradan ötesi yok diye söylenmişti hep ona. Burası dünyanın sonu, göreceğin son toprak.

Artık sona geldiğinizde ya da hep sonda olduğunuzda bunu anlamak o kadar da zor değil, çünkü size sona geldiğiniz, ya da sonda doğduğunuz öğretilir. Buradan ötesinin olmadığı söylenir. Halbuki kimse size çıkılabilecek büyük yolculuk ihtimalini anlatmaz; size o büyük yeni dünyayı, keşifleri getirebilecek cesareti göstermez çünkü o cesarete sahip değillerdir. Keşfe çıkmak için bir değil birçok farklı sebep olabilir.

Cabo de Sao Vicente bende büyük bir heyecan uyandırdı. Sona varmak, sonda olduğunun söylenmesi, sonda doğmak yelkenleri açmak için en büyük sebep ve en büyük heyecan değil mi?

Gözüm batan güneşte, dedemin dönmesini bekliyorum ki ona hemen yeni bir maceraya atılmak istediğimi anlatabileyim. Kim bilir rüzgarlı bir falezin kıyısında dikilmek ne gibi maceralar getirebilir?


Yorumlar

Yorum bırakın