Geçen gün Tarihi Yarımada’da bir günlük tur yaptık, tabiki hep gezdiğimiz yerler ama o kadar çok yeni şey öğrendik ki bir kez daha bazen ne kadar gözümüz kulağımız kapalı yaşadığımızı hatırladım. Rehberimiz de bizi çok etkiledi tabi, bilgisi ve tecrübesi ile 70 yaşındaki delikanlı bizi peşinden sürükledi tüm gün.
Ayasoyfa’da tarih içinde daldan dala atlarken konu Lidyalıların yaşadığı bölgeye oradan da tabiki ilk paranın icadının hikayesine kadar geldi. Kısaca eşya alırken ellerindeki altın parçalarını birbirlerine veren Lidyalılar zamanında altını çoğaltıp birbirini dolandırmaya başladığında Kral adaletin simgesi olarak der ki bundan böyle altın parçalarınızı ilk bize getirin biz incleyelim ve damga ile onaylayalım. Bilin bakalım damgalı altın neye benziyor! Böylece para icat olur.
Böyle tarhi hikayeleri dinlemek hep çok eğlencelidir, bir de hikayemsi bir hal aldı mı çok daha tatlı olur. Düşünsenize bir kere, o zamanalar takas yapılıyormuş! Sene 2015, şaşırıyoruz tabi dinlerken yine. Sonra bir anda 1995 yılına gittim, sadece 20 sene evvele. Köyde arkadaşlarla kapak oynadığımız zamanlara. Rahmetli dedemin ineklerinin ve tavuklarının olduğu seneye. Ve bir anı belirdi gözümün önünde, köyün o zamanki tek bakkalı Niyazi Bakkal’a gitmişim elimde süt ve yumurta -dedemin ineklerinden ve tavuklarından olanlar- takas etmişim ve ekmek ile birkaç farklı ihtiyacımızı almışım. Sadece 20 sene önce bizim köyde hala takas vardı sahi ya! Hatta ve hatta ben takas ile aluşveriş yapmıştım! Lidyalılardan beri kaç asır geçmiş fark eder mi? Ha Lidya ha bizim köymüş meğersem ama artık ne Niyazi Bakkal kaldı ne rahmetli dedem ne de takas.
Acaba insanoğlu ne zaman paraya bakıp “zamanında fiziksel para kullanılıyormuş!” diyecek? Çok mu uzak?
Yorum bırakın