Kuleli’min balkonunda oturmuş duruyordum gecelerce, 2005’in Mayıs’ında, ayrılamıyorum balkondan ve sayıyordum bütün evlerinin ışıklarını, uzaktan yanıp söner görüntülerini. Hayıflanıyordum İstanbul’dan ve boğazdan ayrılacağıma sanki hiç tekrar göremeyecekmişim gibi.
Sonrasında Ankara’nın soğuk yollarında buldum kendimi, koğuşumun yüksekten bakan, uzaktan da olsa anıtkabire doğru manzarası az da olsa telafi etti ama sanki sıcak Türkiye’mden soğuk Rusya’ya göçmek gibiydi.
Bir gün tekrar boğaz kenarında olmak hayali ile ayrıldım Harp Okulu’ndan ve 1 Haziran 2011’de yerleştim Sarıyer’e; sadece boğaza yakın olmak yetmezdi evim de görmeliydi boğazı ağaçların arasından… Alışkındım ben uyanmaya martıların sesleri ile sabahları ve geceleri lailadan gelen seslerle Kuleli’de ve Sarıyer’de uyanmaya sabahları taka sesleri ile alışmak zor değildi. Sabah sahile inmek ve hala hafif titreşen suyun kenarında yürümekti benim için hayalleri gerçekleştirmek; küçük bir hayaldi birçoğu için ama büyüktü benim özlemlerim için.
Az değil, bir Kuleli’ye yakın 3 sene, ama günü gününe 3 senemi geçirdim Sarıyer’de ve Sarıyer’li olmak istedim, İlk taşındığımda ev sahibimin 77 model mercedesi ile sahili gezip, gençken yüzdükleri sarıyer kulübü sahiline baktığımda etkilendim ne yalan söyliyeyim. Kendimi Sarıyer’li sayıyorum da artık ancak 1 Haziran 2014’te geçici bir süre ile olacağını düşünerek veda ettim Sarıyer’e.
Bir film karesi gibiydi, solumda boğaz, arabam tıkabasa dolu ve sırtımda Sarıyer giderken yeni evime doğru. Güzeldir başlangıçlar ve bitişler anlamlıdır memnunsak olmalarından ya da özlemek için bahanedir ayrılışlar, Özlemek fark etmektir, gitmek gerek bazen daha çok sevmek için.
Ama biraz da hileci bir tavırla birkaç parçamı bıraktım Sarıyer’de bilerek, mesela Kuru Temizlemede takım elbisemi, bahçede Mangalımı… Şimdi önce takım elbisemi almak için ve sonra da mangalımı almak için gitmem gerek Sarıyer’e tekrar,..
Yorum bırakın